NO SENSOR

NO SENSOR

“Yazınızı anlamadığımız için son dakika yayınlamama kararı aldık.” Campaign Türkiye Kasım sayısını açtım ve yazı yoktu. Hemen bir açıklama rica ettim. Aldığım cevap karşısında şaşırıp kaldım. Anlamamışlar. Burada aslen nezaketen yayınlamayacaklarını söyleselerdi ya. Anlaşmamız Voice adını verdiğim bölümde onlara öğrenciyi ve en uç fikirlerini sunabilmekti. Beğenmişlerdi fikri. Ancak bir anda bu yüksek şuur ve sübjektivite nedendir? Şaşırdım!

 

Dünya Gazetesi 2012 yılında son yazdığım yazıya da şöyle cevap vermişti: “Yayınlayamayız bu şekilde.” Çünkü markaları eleştiriyordu yazı. Hangi markaları mı? Reklam verenleri. İşin garibi sütunun adı “Bugün Markanıza Bir Bakın” olup 3 yıldır zaten marka barındırıyordu içinde. Kime mi dokundum? Okursunuz alt tarafta.

 

Yurt dışında eleştirilsinler diye üstüne para veren markalar ile Türkiye’de “her şeyi biz biliriz yazarsanız reklamı keseriz” diyen markalar ile aramızda ki fark. Sonra bekleyin elbet bir gün çıkar bir dünya markası buralardan. Hatta hiç hükümeti falanda eleştirmesinler çünkü kendileri de kendilerince otoriter bir rejim uygulamıyorlar mı?

 

Zaten anladık, okuduk bitti, göz gezdirdik tarzı yazı yazacaksam hiç yazmamayayım ben. Bu anlaşılmayan yazıları bir kaç öğrenci, entelektüel, iş sahibi ile de paylaştım. “Çok ilginç hatta araştırmaya teşvik ediyor,” dediler. Genel yayın yönetmenleri tabiki kendi değerlendirmelerini yapacaklardır. Ancak bu beni, yazdığımı revize etmeye sevk edemez. Çünkü zaten ben böyle bir yazı için inanın derinlemesine uzun bir araştırma içeren mesai harcıyorum.

Türkiye’de titir ve mevki sahibi en iyi ve doğruyu bilir ve ‘challenge’ edilemez yaklaşımına katılmıyorum. Derslerimde beni en iyi eleştiren ve karşıt fikir ortaya koyan öğrencilere daha yüksek not veriyorum. Çünkü onların savundukları bakış açıları benden öte bu toplum için çok ama çok değerli.  Bir ülkede kimse kimseyi eleştirmesin diye bir durum olmamalı. Yetki sahibi olan, nam alan, seçilen daha eleştiriye açık olması gerekirken… Bir anda dönüyor Desmond Tutu’nun liderlik = hizmet etmek anlayışı Mussolini’nin ben ne dersem o olur tavrına.

Neyse her şeyde vardır bir hayır. Bana lazım bir blog dedim ve nicedir öğrencilerimin de ısrarını gerçekleştirmiş oldum böylelikle. Kurda sormuşlar boynun niye kalın? Kendi işimi kendim yaparım da ondan demiş. Elbette Campaign ve HBR gibi değerli içerik kanallarında yazmaya devam edeceğim. Ancak onların arada sırada “hayır bunu anlamadık” ya da “yayın politikamıza uymuyor,” diyecekleri yazılarımı da buradan sizlere ulaştırıyor olacağım.

“No sensor” dedik ve bu sansür denilen olaydan nasibini almış yazılarımı arka arkaya anlamamanıza sunuyorum (:

Be first to comment